
İnternet aracılığıyla vs. yabancı ülkelerden birçok insanla sohbet etme olanağı bulduğumda dikkatimi çeken şey hep en zengin olarak bildiğimiz ve de öyle olan ülkelerde dahi insanların çoğunun 18-20 yaşlarından itibaren iş hayatına atılmaları oldu. Kimisi tam zamanlı, kimisi yarı zamanlı, kimisi en azından yazları da olsa bir şekilde hayata atılıp para kazanıyorlar. Dönüp en başta kendime, sonra da Türkiye’de üniversite okuyan gençliğe baktığımda büyük çoğunluğumuzun maddi sıkıntılarımız olmasına rağmen 22-24 yaşlarına kadar babalarımızdan aldığımız harçlığa talim ederek yaşadığımızı görüyorum. Elin Amerikalısı, Avrupalısı prestijli bir bölümde okusa dahi gidip yarı zamanlı garsonluk, satıclık vs. yapabiliyorken en başta ben olmak üzere biz ise iş beğenmeyip karizmayı çizdirmeyelim diye hiç bulaşmıyoruz.
İş meselesinde olduğu gibi kendi ülkesini ya da farklı coğrafyaları gezip görmek, çeşitli etkinliklere katılıp (eğlenme odaklı olanları demiyorum)gerçek anlamda sosyalleşmek, kendine faklı özellikler katarak geliştirmek, hayatıyla ilgili daha cesur kararlar almak gibi birçok alanda yine geride kaldığımızı görüyorum.
Aslında gene ülkemize saydırmak değil de kendime saydırmak benim derdim. Tabi yine benim gibi olan çok sayıda kişiyle ilgili genelleme yapmak istediğim de doğru. Ayrıca bu dediklerimin hakkını veren, hepsi olmasa da bir kısmı için gerçekten uğraşan insanları görmezlikten geliyor değilim. 25 yaşıma 1 ay kala hayatımda ilk defa maaşlı bir işe giren kendime kızmanın sonucu buraya yazdıklarım. İşin ilginci üniversiteye gelene kadar bulunduğum üst seviye ortamlarda dahi parmakla gösterilen bir öğrenci -yerine göre karakter- olmama rağmen geriye dönüp baktığımda üniversite geçen şu 6 yılda kendime hayat tecrübesi ya da kazanç olarak çok da bir şey katmamış olmak beni rahatsız eden. Ne Erasmus, ne Interrail, ne Exchange, ne Work&Travel gibi araçları kullanıp kendi kapalı dünyamda kaldığım gibi kıçımı kaldırıp bir şeyler yaparak bilmem kaç yaşındaki babamdan para almaktan utanmaktan kendimi kurtarmadım.
Esasında bir iş görüşmesinde okulu niye uzattın sorusuna “rahat okumayı tercih ettim” dememden sonra “peki bu zamanı nasıl geçiridin” karşı sorusunun karşılığının hemen hemen hiçbir şey olduğunu fark edişim tetikledi bu iç muhasebeyi. Ya okuyoruz işte deyip, onu dahi adam gibi yapmayıp uyuşuk uyuşuk geçirdiğim anlamsız dönemler geldi aklıma. Gerçi en azından boş da olsa yakın arkadaşlarımla geçirdiğim gerçekten huzurlu vakitler teselli veriyor bir parça. Ama yine o arkadaşlarla daha dolu, daha anlamlı ve daha faydalı şeyler yapamaz mıydık sorusu da gelmiyor değil aklıma.
Bu pişmanlığım aklımın bir köşesinde dursun da geri kalan vaktimizi saçma sapan değil de daha güzel ve anlamlı yaşayarak geçirmenin bir nedeni olsun. Bir de şöyle tekrar yazdıklarımı okuyunca kendimi ifade etmede sıkıntı yaşadığımı da gördüm. En iyisi yazmaya devam edelim de bu dertten kuruluruz belki.