11.07.2026

Messi’nin İlk Dünya Kupaları: 2006 ve 2010

Merak ettim, 2006’da Messi henüz 18 yaşında, dünya futbolunun yeni yıldızı olarak sahneye çıkmışken, Pekerman onu neden yedek oturttu? Daha da önemlisi, Arjantin’in elendiği Almanya maçında neden oyuna almadı?

Olay aslında tam bir zincirleme reaksiyon hikâyesi. Bir özet geçeyim, mevzuyu baştan sona bağlayalım.

Her şey Messi’nin 2005-2006 sezonunda Barcelona’da tam anlamıyla bir canavara dönüşmesiyle başlıyor. Daha 18 yaşında ama Frank Rijkaard’ın o efsane 4-3-3’ünde Ronaldinho ve Eto’o’nun yanına adını yazdırıyor. Bernabeu’daki ilk El Clasico’sunda Zidane ve Roberto Carlos’u delirtip Eto’o’ya asist yapıyor. Şampiyonlar Ligi’nde Chelsea deplasmanında Del Horno’yu kırmızı kartla oyundan attırıyor. Hatta Jose Mourinho maçtan sonra çıldırıp “Barcelona tiyatrolarıyla ünlü bir şehir, bu çocuk da rol yapmayı iyi öğrenmiş” minvalinde açıklamalar yapıyor.

Ama Messi tam dünya futbolunu sallamaya başlamışken, mart ayındaki rövanşta sağ arka adalesinden ciddi şekilde sakatlanıyor. Çocuk Şampiyonlar Ligi finalini kaçırıyor. Üç ay boyunca maç oynamadan, sadece Dünya Kupası’na yetişmek için deli gibi tedavi görüyor.

Yani Almanya’ya gittiğinde aslında fiziksel olarak çok kırılgan, maç eksiği olan, pamuklara sarılarak sahaya hazırlanmış bir Messi var. Sonradan takım arkadaşları da “zar zor koşuyordu” anlamına gelen şeyler anlatıyor. Bugünden bakınca 18 yaşındaki Messi’yi sadece “neden oynatmadılar?” diye düşünmek kolay ama o günün şartlarında çocuk aslında tam olarak hazır değilmiş.

İşte 2006’daki o meşhur Almanya çeyrek finalinde Pekerman’ın Messi’yi kulübede unutmasının arkasında biraz bu fiziksel durum, biraz da makus talih var.

Arjantin 1-0 öndeyken, 71. dakikada kaleci Abbondanzieri sakatlanıyor. Pekerman hiç hesapta yokken ilk değişikliğini yedek kaleci Leo Franco’dan yana kullanmak zorunda kalıyor. Ardından skoru korumak için oyun kurucu Riquelme’yi oyundan alıp Cambiasso’yu sahaya sürüyor. Son değişiklikte ise yorulan Crespo’nun yerine Messi’yi değil, uzun boylu Julio Cruz’u tercih ediyor. Mantık şu: Fiziksel olarak güçlü Alman savunmasına karşı hava topu indirsin, top tutsun, takımı rahatlatsın.

Ama futbol bazen böyle bir şey. O an makul görünen tercih, yıllar sonra kocaman bir “ya Messi girseydi?” sorusuna dönüşüyor.

Pekerman bu yüzden yıllarca “tarihi kulübede bırakan adam” olarak eleştirildi. Kendisi o maçı “büyük bir hayal kırıklığı ve acı” olarak tanımlasa da taktiksel olarak pişman olmadığını söyledi. Messi’nin de ona asla kırılmadığını belirtti.

İşin dramatik tarafı şu: Riquelme oyundan çıkınca Arjantin orta sahası çöktü. Almanya golü buldu, maç penaltılara gitti. Penaltılarda Jens Lehmann çorabından meşhur kopya kâğıdını çıkardı, Arjantinlilerin köşelerini okudu, Ayala ve Cambiasso’nun penaltılarını kurtardı ve Arjantin’i eledi.

Riquelme yıllar sonra o kâğıt için “aslında üstünde hiçbir şey yazmıyordu, bizimkilerin kafasını karıştırmak ve süre çalmak için yapılan psikolojik savaştı” dese de Lehmann kâğıdın gerçek olduğunu iddia etti. Her hâlükârda o sahne, Dünya Kupası tarihinin en ikonik penaltı anlarından biri olarak kaldı.

Özetle Messi o turnuvaya Avrupa’yı sallamış bir süper yıldız adayı olarak gitti. Ama sakatlıklar, maç eksikliği, talihsiz bir kaleci sakatlığı ve Pekerman’ın Almanların fiziğinden çekinerek yaptığı hamleler yüzünden o efsane çeyrek finali kulübede, bacaklarını sallayarak izlemek zorunda kaldı.

2006’nın Messi hikâyesi biraz budur: Kulübede oturan genç dahi.

2010’a geldiğimizde ise Messi artık gelecek vadeden çocuk falan değil. Resmen dünyanın en iyi futbolcusu. Hatta birçok kişi için ilk gerçek prime sezonunu oynuyor. 2009’da Ballon d’Or’u ve FIFA Dünyada Yılın Futbolcusu ödülünü almış durumda. Barcelona’da 2009-2010 sezonunu 53 maçta 47 gol ve 11 asistle bitiriyor. La Liga gol kralı oluyor, Şampiyonlar Ligi gol kralı oluyor, Arsenal’e karşı çeyrek final rövanşında tek başına 4 gol atıyor.

Sezon boyunca öyle bir seviyeye çıkıyor ki, artık herkes Güney Afrika’da Maradona’nın takımını sırtlayıp kupayı almasını bekliyor.

Elbette Maradona’nın Arjantin’i Barcelona değildi maalesef.

Barcelona’da Messi’nin arkasında Xavi, Iniesta ve Busquets gibi pas makineleri var. Arjantin’de ise ondan her şeyi yapması bekleniyor. Oyunu kuracak, top taşıyacak, adam geçecek, arkadaşlarına pozisyon hazırlayacak, gerekirse son vuruşu da kendi yapacak.

Maradona Messi’yi biraz daha geriye çekiyor ve takımın mutlak merkezine koyuyor. Bu sayede Messi oyuna inanılmaz etki ediyor ama ceza sahasına Barcelona’daki kadar sık giremiyor. Pep Guardiola onu false 9 pozisyonunda oynatarak bir canavar yaratmıştı. Oysa Arjantin’de Messi çoğu zaman topu neredeyse kendi yarı sahasından alıyor.

Maradona’nın bütün oyunu Messi’nin üzerine kurulu ama bu kurgu biraz “al topu, her şeyi yap” mantığında. Topu al, ileri taşı, adam eksilt, pas ver, pozisyon hazırla, gerekiyorsa golü de sen at. Üstelik takımın dengesi de pek iyi değil. Kadroda doğru dürüst defansif yapı yok. Mesela o sezon Inter inanılmaz bir sezon geçirip treble yapmıştı. Milito, Samuel, Zanetti gibi oyuncuların kadroda çok daha belirgin rol alması beklenebilirdi ama Maradona bambaşka bir şey deniyordu.

Maçlarda bazen bütün tuşlara aynı anda basar gibi Messi, Higuain, Tevez, Di Maria, Aguero, Pastore ne kadar hücumcu varsa sahaya sürüyordu. Kâğıt üzerinde heyecan verici, sahada ise biraz dengesiz bir takım.

Turnuvanın ilk maçı Nijerya.

Skor sadece 1-0 bitiyor ama maçın garip kahramanı Nijerya kalecisi Vincent Enyeama oluyor. Messi sağdan vuruyor, soldan vuruyor, uzaktan vuruyor, içeri kat edip vuruyor, karşı karşıya kalıyor; Enyeama hepsini çıkarıyor. O kadar fazla kurtarış yapıyor ki maç sonunda Messi bile gidip kaleciye özel övgüler yağdırıyor.

Birçok kişi o gün sahanın en iyi oyuncusunun Messi olduğunu düşünüyor ama skor tabelasında adı yok. Toplam 8 şut çekiyor, 4’ü kaleyi buluyor, bir topu direkten dönüyor. Yani her şey var, gol yok.

Güney Kore maçında Arjantin 4-1 kazanıyor. Higuain hat-trick yapıyor, Messi yine hücumların merkezinde. Turnuva boyunca resmi kayıtlarda görünen asistlerinden biri bu maçta geliyor. Ama yine gol yok. Bu maçta da bir topu direkten dönüyor.

Sonra Yunanistan maçı geliyor. Mascherano’nun yokluğunda Messi bu maça kaptan olarak çıkıyor. Yine sürekli şut çekiyor, sürekli pozisyon buluyor ama top bir türlü girmiyor. Hatta turnuvanın meşhur anlarından biri yine bu maçta direkten dönen topu oluyor. Artık yavaş yavaş herkes “bu çocuk nasıl gol atamıyor?” diye konuşmaya başlıyor.

Son 16 turunda Meksika karşısında ise aslında kâğıt üzerinde görünenden daha etkili oynuyor. Tevez’in ofsayttan gelen meşhur ilk golünde topu hazırlayan isim Messi. Bazı kaynaklar bu pozisyonu asist olarak sayıyor, bazıları saymıyor. Zaten golün kendisi o kadar tartışmalı ki uzun süre konuşuluyor. Maç 3-1 bitiyor, Arjantin çeyrek finale çıkıyor ama Messi hâlâ golsüz.

Ve sonra Almanya maçı.

İşte bütün hikâyenin insanlar tarafından yanlış hatırlanmasının nedeni biraz da bu maç.

Almanya, Arjantin’i resmen eze eze 4-0 yeniyor. Erken gelen gol bütün planları bozuyor. Orta sahada Schweinsteiger ve Khedira büyük üstünlük kuruyor. Arjantin oyundan düşüyor. Messi topu tehlikeli alanlarda neredeyse hiç alamıyor. Dört yıl önce Pekerman’ın Almanya’ya karşı yaşadığı kâbus, bu kez Maradona’nın başına geliyor.

Maç bitiyor, Arjantin eve dönüyor ve bütün turnuva tek bir cümleye indirgeniyor:

“Messi yine Dünya Kupası’nda olmadı.”

Halbuki olay biraz daha karmaşık. Çünkü istatistik kâğıdında yazan şey şu: 5 maç, 0 gol, 1 asist.

Ama maçları izleyenlerin hatırladığı şey biraz daha farklı: Messi’nin driplingleriyle durdurulması en zor oyunculardan biri olması, 29 şutla turnuvanın en çok şut atan isimlerinden biri haline gelmesi, 3 topunun direkten dönmesi, sürekli pozisyon üretmesi ama bir türlü golü bulamaması. Hatta direkten dönen topları ve tamamlanan ribaundları düşününce, dolaylı olarak birkaç gole daha ciddi katkısı var.

2010 Dünya Kupası bugün çoğu insanın aklında Messi’nin başarısız olduğu turnuva olarak duruyor. Oysa performans olarak bakarsan, kimilerine göre 2010’daki Messi’nin 2018’dekinden daha iyi oynadığı bile söylenebilir.

Özetle 2006’nın hikâyesi kulübede oturan genç dahiyse, 2010’un hikâyesi de biraz kaderin cilvesi, biraz da Maradona’nın acı bir şakası gibi.

Dünya futbolunun en formda oyuncularından biri olarak geliyor. Turnuva boyunca kalecileri deliye çeviriyor, direklere takılıyor, şut yağdırıyor, pozisyon yaratıyor. Ama taktiksel olarak tuhaf, dengesi bozuk, enteresan bir takımın içinde beş maçın sonunda tabelaya baktığında kocaman bir sıfır görüyor.

İşte bu yüzden 2010, Messi kariyerinin en garip turnuvalarından biri olarak hatırlanıyor. Futbolun bazen en iyi oyuncuya bile nasıl tuhaf şakalar yapabildiğinin hikâyesi.

2 yorum:

Protanopia dedi ki...

Hafızam kötüdür. Futbol hafızam daha da kötüdür. Tabii Del Horno'yla kapışmalarıyla yeni tanımaya başladığım ve 2-3 hafta içinde deplasman maçında sakatladığı Alien'a o zaman o kadar inanmış olmalıyım ki o Almanya maçını iyi hatırlıyorum. Maç başlarken önce "nasıl ilk 11'de olmaz", Dakika 1'den itibaren ise 120 dakika boyunca "Hala nasıl oyuna girmiyor??" diye sinirli bir şekilde deli gibi beklediğimi çok iyi hatırlıyorum.

2010! Tam bir Maradona hayal kırıklığı. Hiçbir zaman ciddiye almadığı ve kendi futbol yeteneklerinin illüzyonu ile tam anlayamadığı teknik direktörlük mesleğine uyamadı. Sahada olanları sen gayet detaylı hatırlatmışın, saha dışında dönene tartışmalar ise dağınık şekillerde zihnimizde çınlıyor. Çok yüksek ihtimalle bugünden o güne bakıp istatistik avcılığıyla Messi eleştirisi yapılması, modern zamanlar Ronaldocularının sahte resmi tarihlerinden ibaret. Ronaldo mu Messi mi tartışması herhalde o tarihte henüz emekleme aşamasındaydı ve bugünkü toksik halinden çok çok çok uzaklardaydı. Yoksa Messi o gün zirvesindeki Messi’ydi. Maradona’nın sahaya sürdüğü kadro ve taktikler ise ondan en fazlasını almaya uygun değildi sadece.

Del Piero dedi ki...

aynen sosyal medyadan organize paylasilan seyler, algilari degistiriyor. 2010'dan bu yana cok sey degisti, zaten sosyal medya, trolluk filan olmayan kavramlardi o zamanlar. ama gel gor ki yediminininn, ayetler var ayetler.. hersey kayitlarda. tarih unutmaz :p
https://bruskvilla.blogspot.com/2010/07/messi-maradona-ikilemi.html