İspanya, 2026 Dünya Kupası finalinde Arjantin’i uzatmaların ikinci devresinde, 106. dakikada Ferran Torres’in attığı golle yenerek fazlasıyla hak ettiği bir şampiyonluk aldı.
Bu, İspanya’nın Xavi, Iniesta, Fernando Torres, David Villa, Cesc Fabregas, Puyol, Pique, Busquets, Casillas gibi dünya futbolunun unutulmaz jenerasyonundan sonra bulduğu ikinci altın jenerasyonun şampiyonluğuydu. Bir anlamda onların ayak izlerini takip eden yeni kuşak, tıpkı onlar gibi önce Avrupa şampiyonluğu, ardından Dünya Kupası şampiyonluğu yaşayarak adeta bir deja vu yaşattı.
Futbol gerçekten enteresan. Finalden önce hikâyelerden bahsetmiştik, hikâyeler finalde de devam etti. İspanya ilk Dünya Kupası şampiyonluğunu, Hollanda’yı uzatmaların ikinci yarısında Iniesta’nın golüyle yıkarak kazanmıştı. Bu kez de benzer bir senaryo vardı. Yine uzatmalar, yine ikinci devre, yine İspanya’nın sabırla bekleyip fişi çektiği bir final. Her iki rakip de biraz defansif, biraz sıkıcı bir oyunla maçı penaltılara taşımaya çalıştılar.
Oysa hem Arjantin hem de Hollanda, tarihsel olarak ofansif futbol geleneği olan takımlar. Ama 2010’daki Hollanda’nın en azından çok net pozisyonları vardı. Bu maçta ise maalesef Arjantin adına doğru düzgün bir atak bile izleyemedik. Gol yendikten sonra gelen 2-3 yarım pozisyon dışında Arjantin hücumda neredeyse yoktu.
Böylece dünya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Lionel Andrés Messi, son bir dansı tamamlayamadan, finalde yenilerek çok muhtemelen Dünya Kupası kariyerini noktalamış oldu.
Burada da selefi Maradona ile ilginç bir benzerlik oluştu. Maradona da 1986’da Arjantin’i şampiyon yaptıktan sonra 1990’da takımıyla yeniden finali görmüştü. O Arjantin-Almanya finalinde Almanya kelimenin tam anlamıyla domine ederek maçı 1-0 kazanmıştı. Gol tartışmalı bir penaltıdan gelmişti ama o gün Almanya net şekilde hak eden taraftı. Şut istatistikleri, oyunun akışı, Arjantin’in çaresizliği derken bu finalle epey benzer bir tablo vardı.
O maçta da Arjantin kırmızı kart görüp 10 kişi kalmıştı, hatta maç bitmeye yakınken bir kırmızı daha çıkmıştı. Bu maçta da ikinci kırmızı kart maç bitiminde Paredes’e çıktı. Yani tarihin kendini bir kez daha tuhaf bir şekilde tekrar ettiği bir final izledik.
Şampiyonluğun dışında beni en çok şaşırtan şey ise turnuvanın en iyi oyuncusu ödülü oldu.
Finalden önce bu ödülü kesin şekilde, başka ihtimali düşünmeden Messi alır diyordum. Açıkçası benim için en büyük şok bu oldu. Çünkü bana göre bu turnuvanın en iyi bireysel performansı, takımını en çok taşıyan oyuncusu çok net şekilde Lionel Messi’ydi.
Ama ödülü Rodri’ye verdiler.
Rodri elbette muazzam bir oyuncu. Hatta bir önceki turda da konuştuk; yarı finalde sahanın yıldızıydı. İspanya adına bu kadar sakin, bu kadar özgüvenli, hem defansif hem ofansif bu kadar doğru işler yapan belki de en önemli oyuncuydu. Buna itirazım yok.
Ama benim derdim şu: İspanya’dan Rodri’yi çıkarıp yerine Pedri’yi koysanız, hatta başka bir üst seviye orta saha koysanız, İspanya yine aynı İspanya gibi tıkır tıkır işlerdi ve büyük ihtimalle yine şampiyon olurdu. Nitekim Rodri turnuvayı 0 gol, 0 asistle tamamladı. En çok pas yapan oyuncuydu ama bunun biraz da İspanya sistemiyle alakalı olduğunu düşünüyorum.
Şöyle düşünelim: En iyi oyuncu seçilen Rodri’yi alıp Arjantin’e, Messi’nin yerine koyalım. Arjantin gruptan çıkardı belki ama çok büyük ihtimalle son 32’de elenirdi. Hatta sadece Rodri değil, bu turnuvadan herhangi başka bir yıldızı koyun Messi’nin yerine: Yamal, Mbappe, Haaland, Kane, Bruno Fernandez, Bellingham… Bana göre durum çok değişmezdi. Arjantin en iyi ihtimalle son 16’ya kalırdı, belki çok büyük sürpriz yapıp çeyrek final görürdü.
Messi ise bu turnuvada 8 gol ve 4 asistle, final maçı hariç neredeyse bütün maçlarda hem skor hem oyun katkısıyla Arjantin’i sırtladı. Bu onun altıncı Dünya Kupası’ydı ve kendimi çok şanslı hissediyorum ki; bu altı turnuvanın tamamını canlı izledim. Hiçbirinde, Arjantin takımı bu kadar kendisine bağımlı ve bu kadar güçsüz olmamıştı.
2022’de sadece Di Maria değil, Alvarez, Mac Allister ve Enzo Fernandez de turnuva boyunca muhteşem performans göstermişti. Bu turnuvada ise maalesef bu isimlerin hiçbirinden istikrarlı bir performans izleyemedik. Messi’ye eşlik eden isimler daha çok kaleci Emi Martinez ve stoper Romero oldu. Böyle bir tabloda Messi takımını finale kadar getirdi.
Finalde ise Arjantin açıkça 0-0’a yatıp maçı penaltılara götürmeye çalıştı. Ama turnuvanın net en iyi takımı olan İspanya’ya güçleri yetmedi. Daha doğrusu sadece güçleri değil, enerjileri de yetmedi. Bir yanda turnuvanın en yaşlı takımlarından biri, diğer yanda turnuvanın en genç takımlarından biri. Üstelik Arjantin bir gün daha az dinlenmişti ve üst üste sürekli 120 dakikalık maçlar oynamıştı. Kolay değil gerçekten. Hem de eksik kalarak..
Messi ilk Dünya Kupası’nda oynarken, İspanya’nın bugünkü yıldızları Yamal ve Cubarsi henüz doğmamıştı bile. Aradaki farkı düşününce insan bir an duruyor.
Messi’nin turnuva istatistiklerine bakınca da tablo zaten ortada:
39 yaşında, hemen her istatistikte yeni neslin genç yıldızlarıyla kafa kafaya. Messi bu turnuvada her şeyi yaptı. Ama gel gör ki lanet olsun, yaş 39 olunca eskisi gibi koşamıyorsun, eskisi gibi hızlanamıyorsun, o en üst düzey enerjiyi hele böyle kısa turnuvalarda, üst üste maçlarda tekrar tekrar ortaya koymak çok daha zor oluyor. Messi’yle hemen hemen aynı yaşlarda biri olarak bunu çok iyi anlıyorum ve açıkçası bu tarafı ayrıca kalp kırıcı geliyor. Yaşlanmak gerçekten boktan bir şey maalesef.
Yoksa eminim Messi bu maçta da topu kendi yarı sahasından alıp İspanya yarı sahasına kadar yardıra yardıra götürmek isterdi. Daha önce yapmadığı şey değil. Hatta yukarıda bahsettiğimiz ilk şampiyon İspanya’ya karşı tam da bunu yaparak içlerinden geçmişti. Ama zaman hiç kimseye acımıyor.
Buna rağmen, bu yaşta, bu istatistikleri böyle ortalama bir Arjantin takımıyla yapması gerçekten muhteşem bir başarı. Bu yüzden Altın Top’un Messi’ye verilmemesi bana göre çok büyük bir haksızlık oldu.
İspanya şampiyonluğu fazlasıyla hak etti, ona hiçbir itirazım yok. Turnuvanın en iyi takımıydılar, en dengeli takımıydılar, topa en çok hükmeden ve büyük maçlarda ne yaptığını en iyi bilen takımdılar. Ama turnuvanın en iyi takımı başka, turnuvanın en iyi oyuncusu başka.
Benim için bu turnuvanın en iyi oyuncusu Messi’ydi.
Son dans tamamlanmadı belki ama 39 yaşında, altıncı Dünya Kupası’nda, bu kadar eksik ve yorgun bir Arjantin’i finale kadar taşıması bile başlı başına büyük bir hikâye. Kupayla bitmedi, masal gibi bitmedi, ama yine de izlediğimiz şeyin kıymeti çok büyük. Yıllar geçtikce kıymeti daha iyi anlaşılacaktır.
Belki de Messi’nin Dünya Kupası hikâyesi tam da böyle bitmeliydi: biraz buruk, biraz haksızlık hissiyle, biraz “keşke”yle ama yine de “iyi ki izledik” dedirten bir şekilde.


2 yorum:
En iyi oyuncu ödülünün Messi'ye verilmemesi skandal. Ama nihayetinde bireysel ödüller bir komitenin tam ne olduğunu belirlemediğin kıstaslarına göre oylanıyor. Messi futbol taraftarlarınca bambaşka bir yere konarak fazlasını almıştır. Rodri çok ihtişamlı bir futbol oynamasa da İspanya'nın ve oyunun en en önde gelen aktörü. Dünya Kupası da bireysel ödülden çok daha fazlasını ifade ediyordur onun için. Tebrikler.
Maç hayal kırıklığı idi ve İspanya tartışmasız hak ettiğini aldı. Takım çok büyük ve parçalarının toplamında da yine çok büyük. Turnuvalarda kupa almakla bir çok değişkene bağlı ve kupa sayısı sınırlı kalsa bile önümüzdeki 3-4 turnuva yarı finaller ve finallerde göreceğimiz kesin gibi.
Acikcasi bundan sonra Avrupa kitasi disinda sampiyon gormemizin cok kolay olmayacagini dusunuyorum, umarim yanilirim ama zaten guney amerika ya da avrupa vardi. brezilya berbat durumda, arjantin de bir daha messi kalibresinde birini cikartir mi bilemiyoruz. maradona'dan sonra 36 yil beklemislerdi ucuncu sampiyonluklari icin. muhtemeldir daha uzun beklerler bundan sonra. ispanya ve fransa, belki ingiltere, bunlar yarisir. italya ve almanya da biraz sorunlu, ozellikle italya. bakalim 4 yil cok uzun sure.
Yorum Gönder