8.07.2026

Nefes Kesen Son 16’nın Ardından

Dünya Kupası’nda kelimenin tam anlamıyla nefes kesen son 16 maçları bitti. Bilemiyorum, sanki bu Dünya Kupası şu ana kadar takip ettiğim en zevkli turnuvalardan biri oluyor. 98 Fransa’dan bu yana az çok Dünya Kupası izliyorum. 2002 elbette kişisel sebeplerle daima en özel yerde duracak ama ondan sonrasını düşününce de her turnuvanın ayrı güzel bir hikâyesi kaldı bizde.

2006’da kâğıt üzerinde inanılmaz bir Brezilya, Zinedine Zidane’ın masterclass’ındaki Fransa ve gördüğümüz son sağlam, adeta duvar gibi İtalya vardı. 2010’da çok sevdiğimiz dönemin İspanya’sının şampiyonluğu geldi; vuvuzelalı, biraz hayal kırıklığı dolu ama kenarında Diego Armando Maradona, sahada prime Messi olan Arjantin’iyle unutulmaz bir Güney Afrika turnuvasıydı. 2014’te “futbol 11 kişiyle 90 dakika oynanan ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur” klişesi bir kez daha onaylandı; Messi finalde hayal kırıklığı yaşadı. 2018 Rusya’da Modrić büyüdü, Fransa makinesi işlemeye başladı. 2022 Katar ise “son bir tango” dediğimiz ve muhtemelen gelmiş geçmiş en güzel finale sahip turnuva olarak hafızaya kazındı.

Şimdi bu turnuvaya bakınca da tablo gerçekten çok güzel. Messi’nin penaltısız golleri, Haaland, Mbappé ve Harry Kane gibi golcülerin muhteşem performansları, muhtemelen son Dünya Kupalarını oynayan Modrić, Ronaldo, Salah, Neymar gibi yıldızlar, Cabo Verde ve Norveç gibi sempatik sürpriz takımlar… Bol gollü, bol hikâyeli, bayağı lezzetli bir turnuva oluyor şu ana kadar. Knock knock, iki kere tahtaya vuralım; umarım turnuvanın devamı da aynı güzellik ve heyecanla sürer. Finger crossed.

Gelelim maç değerlendirmelerine.

Toplam 8 maç oynandı, 6’sını canlı izledim. İlk maç Kanada-Fas ve son maç Kolombiya-İsviçre’yi izleyemedim ama sabah kalkar kalkmaz ikisinin de yaklaşık 30 dakikalık geniş özetlerine baktım. Genel olarak maçlar gerçekten çok keyifliydi. Birçok ilk, birçok hikâye, birçok kırılma anı yaşandı.

Kanada – Fas
Beklediğimiz gibi Fas’ın ağır favori olduğu bir eşleşmeydi ve Fas net bir skorla, 3-0 kazanarak turu geçti. Aslında Kanada’nın da pozisyonları vardı ama Fas az ve öz geldi; tak tak tak, üç temiz golle işi bitirdi.

Paraguay – Fransa
Paraguay-Fransa eşleşmesinde Paraguay sahaya bildiğin milli mücadele savaşına çıkar gibi çıktı. İnanılmaz sağlam savunma yaptılar; zaten turnuva boyunca da bu karakteri göstermişlerdi. Çok sert oynadılar, maçın hakemi de açıkçası bu sertliğe epey izin verdi. Biraz oyunu çirkinleştirmeye de çalıştılar. Penaltı pozisyonunda mesela yıllar önce Bilica’nın yaptığı o itici penaltı noktası kazıma işine bile girdiler ama nafile. Neticede Fransa zorlansa da 1-0 ile turu hak ederek geçen taraf oldu.

Portekiz – İspanya
Büyük eşleşmeydi Portekiz-İspanya. Bir de tabi merakla beklenen Ronaldo performansı. Gerçi açıkçası Ronaldo’nun benim için artık merak edilecek pek bir şeyi kalmadı. Adam gerçekten bitmiş ve sadece takımına yük oluyor gibi görünüyor. Çok büyük oyuncuydu, bunda şüphe yok ama keşke tadında bıraksaydı. Belki efsanesi daha da büyürdü. Hatta Messi kıyası bile daha tutarlı kalırdı. Mesela son Manchester döneminden sonra “bırakıyorum” deseydi çok daha temiz bir kapanış olabilirdi.

Maça gelince.. Maç genel olarak sıkıcı ve aksiyonsuz geçti. Tam uzatmaya, hatta belki penaltılara gider derken İspanya sadece televizyon başındaki bizleri değil, Portekizlileri de uyutarak son dakikada fişi çekti. Ferran Torres’in ara pası, Merino’nun golü derken Portekiz turnuvaya veda etti.

ABD – Belçika
ABD-Belçika maçında ise ibre bana göre biraz ABD lehineydi. Ama ne olduysa, doğrudan kırmızı kart görüp cezalı duruma düşen Balogun’un cezasının Başkan Trump’ın ricası ve FIFA’nın onayıyla ertelenmesiyle oldu. Balogun’un bu maça çıkacak olması bütün dünyayı maça kilitledi. Muhtemelen ABD'li bazı taraftarlar bile bu haksız karardan dolayı Belçika’nın turu geçmesini istemiştir. Belçika da bu olayla iyice kamçılanmış gibiydi. Bütün o Belçika’ya akan pozitif enerji sahaya da yansıdı ve Belçika 4-1 gibi net bir skorla, bu turun en farklı galibiyetlerinden birini alarak rakibini geçti.

Brezilya – Norveç
Brezilya-Norveç maçında bircok futbolsever, Don Carlo şapkadan nasıl bir tavşan çıkaracak diye bekliyordu. Çünkü çok iyi biliyoruz ki bu Brezilya, yıllar önce samba yapan, beş şampiyonluk yaşamış o efsane kadroların gölgesi bile değil. O kadrolara bu takımdan belki sadece Vini Jr. girebilir. Zaten takımı tek başına sırtlayan da büyük ölçüde oydu.

Norveç’te ise Haaland canavarı var. Messi’nin forvet hali gibi bir şey. Hani Guardiola’nın Messi için “en iyi 10 numara, en iyi 9 numara, en iyi 8 numara…” diye giden meşhur övgüsü var ya; işte onun 9 numara versiyonu Haaland gibi. Herif sahada yürüyor, kendisini unutturuyor, sonra bir anda laps diye ortaya çıkıp gollerini tıklatıyor. İnanılmaz gerçekten.

Brezilya maça daha iyi başlayan taraftı. Penaltı da kazandılar ama Gabriel atamadı. Belki de topun başına takımın yıldızı Vini geçmeliydi ama olmadı neticede. İkinci yarıda Endrick de karşı karşıya pozisyonda topu dışarı atınca, Haaland yoktan var ettiği iki pozisyonda yukarıda bahsettiğimiz o bitiriciliğiyle fişi çekti. Son dakikada Neymar’ın penaltı golü ise sadece teselli öpücüğü oldu.

Meksika – İngiltere
Meksika-İngiltere ne maç oldu ama. Meksika coşkusu ile İngilizlerin o her zamanki turnuva kabızlığını düşününce Meksika turu geçer diye tahmin etmiştim ama fena yanılmışım. İngiltere bu turnuvaya şu ana kadar Harry Kane ve Bellingham gibi yıldızlarıyla çok iyi geldi. Bu maçta bu iki isme özellikle Pickford’u eklemek lazım; kalede muhteşemdi. Ayrıca sol tarafı da çok beğendim. O’Reilly ve bilhassa Gordon bayağı etkiliydi bence.

Arjantin – Mısır
Turun son gününde Arjantin’in Mısır’ı rahat geçeceğini düşünüyordum açıkçası. Yeşil Burun Adaları bence çok daha zor ve sağlam bir testti. Ama ne olduysa Mısır maça 1-0 önde başladı. Arjantin açık vermemek için fazla yaslandı, maça da tutuk başladılar. Messi, bir önceki maçta 120 dakika oynamasının da etkisiyle sahada uzun süre kayboldu. Üstüne bir de penaltı kaçırdı.

İkinci yarıda ikinci golü de yiyip 2-0 geriye düşünce “lan maç gidiyor mu acaba?” dedirtti açıkçası. Ama sahada Lionel Andrés Messi varsa, son saniyeye, son düdüğe kadar her zaman bir ihtimal vardır. Bizim “acaba”mız da biraz bunu bilen bir acabaydı zaten.

Ve sonrası malum. Messi önce muhteşem, adrese teslim bir orta yaptı; Romero kafa golüyle farkı bire indirdi. Ardından içeriye kestiği ortasına kendi koştu, dönen topu muhteşem bir voleyle ağlara gönderdi ve bir anda maçın kaderini değiştirdi. Maç uzatmaya gider derken, bu hengâmede dengesini iyice yitiren Mısır’a son darbeyi de yine Messi’nin yönlendirdiği ani atakta, Martínez’in ortasında Enzo Fernández vurdu. Arjantin turu söke söke aldı.

Messi bu maçta attığı golle üst üste 9. Dünya Kupası maçında da gol atarak inanılmaz rekorunu biraz daha geliştirdi. Ayrıca 9. asistini yaparak Dünya Kupaları tarihinin en çok asist yapan oyuncusu oldu. Bunun yanında gol krallığında Mbappé ve Haaland’ın üzerine çıktı ve tüm zamanların en çok gol atan oyuncusu rekorunu biraz daha genişletti. Ama diğer taraftan Dünya Kupaları’nda üst üste iki maçta penaltı kaçıran ilk oyuncu da oldu.

Açıkçası penaltı bana biraz ucuz geldi. Geçen maçtaki de biraz öyleydi. Yani buna penaltı diyeceksen, aynısı rakibe yapılsa ona da vereceksin. Yoksa biraz ortada bir durum var. Önemli olan tutarlı bir standart bulmak. Neyse ki atamadı da o tartışma fazla büyümedi. Tabi bundan dolayı maçtan sonra epey ağladı. Galiba kendisine çok yüklendi; “penaltıyı da atamadık, benden dolayı tur gidecek” duygusu çöktü üzerine. Neyse ki öyle olmadı.

Bu adamı izlediğimiz her maç, her saniye gerçekten inanılmaz bir zevk. Hele bu yaşında peşine beş oyuncuyu takıp çizgiye kadar giderek Martínez’in kafasına kestiği top gol olsa… Sen nasıl bir hayvansın gerçekten. Seni izlediğimiz için çok şanslıyız.

Kolombiya – İsviçre
Gelelim son maç Kolombiya-İsviçre’ye. İki yetenekte sınırlı ama duvar gibi sağlam takımın çarpışması oldu. 120 dakika boyunca çok fazla aksiyon olduğunu söylemek zor. Birkaç pozisyon vardı ama diğer maçlara göre daha az olaylı, daha az hareketli bir maçtı. Heyecan penaltılarla doruğa çıktı ve penaltılar sonucunda İsviçre turu geçerek Messi’nin rakibi oldu.

Gelelim şimdi asıl heyecan fırtınasına, turnuvanın final periyoduna. Bir kere bu aşamadan sonra her maç izlenir, artık maç seçilmez. Turnuvada 6 Avrupa takımı, 1 Afrika ve 1 Güney Amerika temsilcisi kaldı. Kıta Avrupası dominasyonunu bu turnuvada da net şekilde görüyoruz.

Çeyrek final tahminleri

Fransa – Fas
Geçen organizasyonun yarı final eşleşmesi bu kez çeyrek finalde karşımıza çıkıyor. Fas, Paraguay’dan daha sağlam bir takım. Paraguay Fransa’yı geçebileceğine inandıysa Fas da pekâlâ inanabilir. Ama Fransa hâlâ bu turnuvanın en dominant takımı. Yetenek havuzu en geniş ekiplerden biri ve takımda sadece Mbappé yok; Dembélé, Olise gibi son yılların en büyük yıldızlarından bazıları da var. Bu yüzden Fransa turu geçer diyorum.

İspanya – Belçika
İspanya çok iyi takım ama yenilmeyecek takım değil. Yamal, Pedri, Rodri, Olmo… Gerçekten çok iyi oyuncuları var ve yetenek havuzları inanılmaz. Belçika ise bir önceki turda ABD’yi farklı geçerek rüştünü iyice ispatladı. Favori elbette yine İspanya olacaktır. Belçika’nın turu geçmesi büyük sürpriz sayılır ama bu turnuvada artık hiçbir şey imkânsız görünmüyor.

Norveç – İngiltere
Ne maç ama. Haaland vs Kane. Bir tarafta Haaland, diğer tarafta eski Dortmund takım arkadaşı Bellingham. Norveç bir peri masalı yaşıyor; bakalım bu turu da geçip son dörde kalabilecekler mi?

Ben iki takımın şansını eşit görüyorum, yüzde 50-50 diyorum. Olası bir Arjantin eşleşmesinde Norveç geçerse Haaland-Messi hikâyesi çok keyifli olur. İngilizler geçerse de efsane İngiltere-Arjantin eşleşmelerinden biri daha bu kez yarı finalde gerçekleşebilir. Bol hikâyeli, güzel maçlar bizi bekliyor. Norveç daha sempatik takım, bu yüzden gönüller bu turda biraz Norveç’ten yana olacak.

Arjantin – İsviçre
Arjantin’in 2022’ye göre daha defolu olduğunu konuştuk. Son iki maçta da çok ciddi tökezlediler ama Messi’nin şapkadan tavşan çıkarmalarıyla turu geçmeyi başardılar. Bu adam artık 39 yaşında ve fiziksel olarak, üst üste bu kadar kısa aralıklarla bu kadar uzun süre sahada kalması gerçekten kolay değil. Bakalım İsviçre’ye de şarjı yetecek mi?

Ya da takım, İsviçre maçında bu defoları kapatmak için özel çözümler üretebilecek mi? Neticede her maçta geri dönmek kolay değil. Bu turda da gönüller yine Arjantin’den ve Messi’den yana olacak.

2 yorum:

Protanopia dedi ki...

Zevkli bi yazı, aktı gitti. Norveç-İngiltere maçını çok merak ediyorum. Benim de gönlüm tüm sempatisiyle Norveç tarafına kayıyor. Diğer yandan maçın kendisi bir çok hikaye sunmaya hazır. Twitter’da biri yazmış “en Premier Lig auralı” maç diye. Harika tespit ve vaat. Öyle bi heyecan. Ayrıca kim kazanırsa kazansın, sonraki tur Arjantin’le olur dersek katmerli bir hikayeler ihtimali daha. Futbolumuz bol olsun.

Del Piero dedi ki...

Tabi dunya futbol tarihinin gelmis gecmis en buyuk oyuncusu Messi'nin varligindan oturu Arjantin maclari her zaman cok farkli bir gozle izleniyor ama aslinda bu dort mac icerisindeki en buyuk mac da aslinda Norvec-Ingiltere maci gibi geliyor bana. Ayrica bir onceki benim fena yamuldugum tur tahminlerinde Belcika ve Norvec'in turu gececegini dogru tahmin ettigini de unutmadik, pamp. tebrikler. turnuvanin sonuna artik geliyoruz, bol hikayeli keyifli bir son olsun ;)